hanife aydemir
32 Takipçi | 5 Takip
17 11 2008

AMİN MAALOUF'LA YOLLARIN BAŞLANGICI

                                  

                          

 

    Amin Maalouf, Lübnanlı Hıristiyan bir ailenin, doğunun çocuğu. Kökleri Haçlı seferlerine kadar uzansa da o Akdeniz Arap kültürünün bir temsilcisi, hikayelerinde doğunun sıcaklığını, samimiyetini anlatan ve tüm dünyada okunan bir yazar.

    Doğuya ait anlatılmamış milyonlarca hikayeden, ona yakın olanları ele alır. Yayınlanan ilk kitabı Arapların Gözüyle Haçlılar la tanındı, ikinci kitabı Afrikalı Leo ise bugün bir klasik sayılır. Maalouf, halen Fransa da yaşayan Batı değerlerini benimsemiş biri, aynı zamanda da Lübnan’da doğup büyümüş bir doğulu olarak,Doğuyu aktarmak için uygun nitelikler taşıyor. Hem onlara, hem bize, bizi, tabiî ki sahip olduğu değerler ışığında anlatıyor, tüm anlatıcıların yaptığı ve yapmaya devam edeceği gibi.

   Yolların Başlangıcı, yazarın dedesinden kalan bir bavul dökümandan haberdar olup, bunları gün ışığına çıkarmaya karar vermesiyle ortaya çıkar. Dede Butros Osmanlının son demlerinde, Osmanlı tebaası olarak yaşamış ve önemli bir döneme tanıklık etmiş. Tanıklık etmekle kalmayıp yazıya da geçirmiş. Butros bir savaşçı, okuyan yazan, düşünen bir savaşçı. Aykırı biri O, herkes gibi olmayı sevmeyen biri.

    Geleceği belli olmayan fakir ve yaşlı ama senin olan ülkede, kalmak mı yoksa gencecik, zenginlikler vaad eden başka bir ülkeye göçmek mi? Kalın, sıkı sıkıya toprağa bağlı kökleri bir baltayla kesip, taze, ince, cansız kökler salmak, kalın köklerin ağırlığı olmadan kuş gibi uçarken aynı zamanda güvenliksiz, muhkem köklerden uzak nefesi kesilmek.

    Butros’un kardeşi Cebrail uçmayı seçmişti, uzak ülkelere uçmayı, Butros’sa kalmayı seçti kalmayı ve Doğunun geri kalmışlığına karşı savaşmayı. Evet kitap o meşhur soruya da cevap arar, doğu neden geri  kaldı neden? İleri gitmek nedir? Geri kalmanın anlamı nedir? Bunları sen ayrıca düşün ey okuyucu.

    Masonluk müessesesine de şöyle bir değinilir kitapta, hem Cebrail hem de Butros masondur.

    Kitap, Sebataycıların okullarından da bahseder bize, batı normlarına uygun biçimde kurulmuş, özgürlükçü ve batıcı okullar. Bu okulların Selanik ve çevresindeki faaliyetlerinden bahsederken aynı şehrin ittihatçilerin çıkış sehri olduğuna vurgu yapar. Butros’da Dağ’da bir okul kurmuştu, taaa uzaklardan görülen bir meşale, tüm zorluklara rağmen savaşa rağmen yanan bir meşale. Ama bugün anlaşılan o ki doğunun terakkisinin önündeki tek engel egitim değildi.

   Eğitim, yılmadan özverilerle verilen eğitim, değişimin anahtarı mı? ne dersiniz? Tahammülsüzlük eğitimin arakadaşımıydı yoksa o günlerde. Yedi yüzyıl baş olduktan sonra, kuyruk olmaya götürecek bir tahammülsüzlük.

    Butros, Atatürk hayranıydı, doğmamış son çocuğunun adını Kemal koymuş, çocuk kız olduktan sonra bile hiçbirşey onu kararından döndürememişti. Yazar,Butros’un; Atatürk devrimlerini yaptığında, Lübnan’ın Türkiye toprakları içinde değil de, Fransa hakimiyetinde olduğuna çok üzüldüğüne de şöyle bir değinirken, Butros ile Atatürk arasındaki şu farkı da söylemeden edemez; Butros hayatı boyunca başı açık gezmeyi tercih etmiştir, Atatürk ise çıkardığı fesin yerine şapka giymektedir.

     Kitap pek çok açıdan okumaya değer. Hem o dönemde azınlık olan bir topluluğun yaşam biçimini, hislerini,o gün yaşananlara bakış açısını aktarması, hem de göçün ve geri kalmışlığın izlerini sürmesi  yeterli motivasyonu sağlayacaktır. Maalouf ailesini bir birinden ilginç fertleri, Protestan ve Katolik fertler arasında yaşananlar da ziyadesi.

 

 

 

 

109
0
0
Yorum Yaz