Günlerle Gelen

12/12/2007

GARAUDY'NİN YÜZYILIMIZDA YALNIZ YOLCU

Ben geçitleri de yaşadım çıkmazları da. İstedim ki, bunca mücadelenin, bunca düşüş ve yanılışın, umudun ve kardeşçe buluşmaların kazandırdıkları benimle gömülmesin, diyor Roger Garaudy, Yüzyılımızda Yalnız Yolculuğum ismini verdiği hatıra kitabını niçin yazdığını anlattığı satırlarda. Hatıra kitabı dedimse bu sizi yanıltmasın. Bu, bir hamlede okunup bitirilebilen hatıra kitaplarına hiç mi hiç benzemiyor; gerçek bir zihin ve gönül adamının, düşünüşüne aklın yanında gönlünü de katan, katabilen, bir eylem adamının hayat hikayesi.

 

            Dolu dolu inançların peÅŸinde bir hayat, bereketli hayatlardan onunki, galibin deÄŸil mazlumun yanında olmayı seçmiÅŸ, gerektiÄŸinde bu uÄŸurda her ÅŸeyden vazgeçebilmiÅŸ, 68 yaşında kalbi İslam’a mutmain oluncaya dek adaletin peÅŸinde yılmadan yorulmadan geçen bir ömür. Müslüman olana kadar her yerde görüşlerinden iktibaslar yapılıp, gazeteler ve dergiler ondan ve görüşlerinden bahsediyor, dünya’nın her yerinden konferans davetleri alıyordu. Müslüman olduktan ve İsrail’e karşı Filistin halkının haklarını korumaya baÅŸladıktan sonra, tüm bunlar köşe baÅŸlarını tutmuÅŸ Yahudi medya patronları marifetiyle kesintiye uÄŸratılıyor, ama o, yılmaz bir savaşçı, aldığı davetlerle pek çok İslam ülkesini geziyor, yılmadan anlatmaya, çözümler üretmeye devam ediyor.

 

            1913 yılında Fransa’nın Marsilya’sında ateist bir ailenin çocuÄŸu olarak daÄŸan Garaudy, ateist olarak yetiÅŸtirilmekle beraber dindardı, komunizme din boyutu kazandırmak için çalışmalar yaptı. Fransız Komunist Partisi’nde ki uzun yıllar süren çalışmalarından sonra, Komunist Parti’den ihraç edildi, bunun akabinde tek başına girdiÄŸi CumhurbaÅŸkanlığı Seçiminde yüz binlerce oy aldı, Sartre’den Stalin’e, Kaddafi’den Saddam Hüseyin’e pek çok kiÅŸiyle görüşmeleri oldu. Kitap tüm bunlar ve çok daha fazlasıyla Garaudy’nin yüzyılımızdaki yalnız yolculuÄŸuna eÅŸlik etmek fırsatını sunmakta. EÄŸer böylesine bir hayata kelimeler aracılığı ile ortak olup nasiplenmek isterseniz ne diyeyim Rabbim nasiplendirsin hayırlısıyla.

 

            Kitap’tan:

 

              “Bir insan topluluÄŸunda her deÄŸiÅŸim, o toplumu oluÅŸturan kimselerin ÅŸuurunda doÄŸar.

   Direnme, dünyanın eski ve yürürlükteki kanunlarına göre yaÅŸamayı veya bugünün uzantısı olacak bir geleceÄŸi yeniden üretmeyi reddetme, ancak kaosun, anlamsızlığın bilincine varmakla baÅŸlayabilir.

 

            Bugün bu bilinçlenmeye engel olan nedir? Milyarlarca insanın bilincini ÅŸekillendiren, bilgilendiren ve bozan nedir?

 

              Dünyanın para babaları tarafından Hollywood’da üretilen, sinemalar, televizyonlar ve video kasetleri aracılığıyla Dakkar’dan Paris’eveya Taipei’ye kadar yayılan bir karşı kültür.

 

               Dünyaya yayılan hayat sanal görüntülerinin ezici çoÄŸunluÄŸu, korku filmleriyle ÅŸiddeti ve dehÅŸeti sıradanlaÅŸtırma amacı taşıyor. Mesela Tarzan’dan James Bond’a uzanan macera filmleriyle en güçlünün ve yenilmezin efsanesini yüceltmeyi; kovboy filmleriyle ırkçılığı övmeyi, polisiyelerle de düzeni ve kanunu çiÄŸnemeyi hedefliyor.

 

              UyuÅŸturucu ve aşırı gürültülü müzikten oluÅŸan bütün yapay kareleriyle putlara tapınma ve onların sahte hayatlarının putlaÅŸtırılması. Bir gencin bu yabancılaÅŸmaya ve yozlaÅŸmaya direnebilmesi için kahraman olması gerekiyor.

                                 ….

              Gerçek ben, bendeki Allah’tır. İşte bu ilk beraberlik adına, Narcisse’in Heidegger’in ve onların evrenden. Projeden, sevgiden kopmuÅŸ hasta torunlarının iç tedirginliklerini reddedelim. Çünkü yaÅŸamak, ölüme karşı yaÅŸamak deÄŸildir. Hayata bir anlam kazandıran ölüm deÄŸildir. Hayat ölüme bir anlam verir.

                                                

            Hep yapıp ettiÄŸimin insanların kaderini, hem de ilelebet, etkilediÄŸinin bilincinde olmalıyım: Ben bir kimseyi aÅŸağıladıysam, onun duyduÄŸu hınç baÅŸka hayatları yıpratacak, onun genelle bütünleÅŸmesini aksatacak, verimsizleÅŸtirecektir. Kendisine verebildiÄŸim umutsa, sevincin de bereketiyle, o kimsenin geceye karşı yaÅŸamasına yardım edecektir. Onun katılımı ise daha büyük bir geleceÄŸi ortaya çıkaracaktır.

                                                 

              Hayatım kopuÅŸlardan oluÅŸuyor.

             Bu kopmaların hiçbirine de esef etmiyorum. Zira hiçbiri, kendisinden öncekini inkar deÄŸil, aksine bir sınırın aşılması oldu. Ailemde bir ateist olarak yetiÅŸtirildim. Bu da beni Allah’ı insan ÅŸeklinde tasavvur eden bütün anlayışlardan kurtarmış ve mutlak’ın tekeline tek baÅŸlarına sahip olduklarını iddia eden ve onun seçkin bir halka has mitlerini, ayinlerini ve dogmalarını, sanki evrensel deÄŸere sahiplermiÅŸ gibi dayatan bütün kabileci din duygularından muhafaza etmiÅŸ oldu.

                                     

              Kierkegaard’ı seçiÅŸim, resmi felsefelerden, gerçek çeliÅŸkileri buharlaÅŸtırıp kaybeden ruhçu bir rasyonalizm ve bu çeliÅŸkileri görmeyi reddeden bir pozitivizmden kopmam demekti.

   Marx’ı seçiÅŸim yalnızca o ideolojiden deÄŸil, o ideolojinin meÅŸru gösterdiÄŸi sosyal düzenden de kopmam demekti. Ve de o düzenle savaÅŸmak içindi.

 

              İslam’ı seçiÅŸim, Batı medeniyetinden veya daha ziyade batı barbarlığından, ÅŸu en büyük soykırımların barbarlığından kopmam demekti: Amerika’nın Kızılderililerinin ve Zenci ticaretinin, iki dünya savaşının, HiroÅŸima’nın ve terör dengelerinin barbarlığından. Bu seçimlerin her biri, bir sınırın kaldırılması, çokluktan birliÄŸe, kısmiden evrensele doÄŸru uzun yürüyüşte bir safha oldu. Bu seçimlerin her biri diÄŸerleriyle, onları aşıp mükemmelleÅŸtirerek bütünleÅŸiyor.”

 

                       

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »