KELİLE VE DİMNE İLE BİNLERCE YILDAN BU YANA
Yazıldığından bu yana defalarca çevrilmiş, yorumlanmış değerli bir hazine. Binlerce yıldan damıtılmış bilginin iç içe öykülere farklı dozlarda yedirilmiş hali. Sultanların başucu kitabı, halkın eğlencesi,
Bir zamanlar Hind ülkesinin başına Debşelim isimli bir hükümdar gelir; gelir gelmesine de iktidar aklını başından alır geri de vermez. Zalimliğiyle ün salar, onun zamanında korku halkının kalbine futursuzca yerleşir, güvensizlik ve mutsuzluğu da beraberinde getirir.
Rabbin bir lütfudur ki aynı zamanda günlerden o günde, Beydaba {alimlerin başi } namıyla anılan ilmine de kendisine de güvenilen, cesur, zalimin katında zulmunu yüzüne soylemekten çekinmeyecek bir bilge kişi de yaşamaktaymış. Tez zamanda hükümdarı uyarmayı kendisine bir görev bilmiş, huzura çıkıp usulünce söylemiş her bir şeyi. Debşelim böylesine söhretli bir alimi kabul etmiş etmesine, sozlerini de dinlemiş, heyhat ki duyduklarını kaldıramamış, insanın en büyük zaaflarından hükmetme ve daima oyle kalma arzusu, şeytanın hasletlerinden olan hatasında ayak direme hali galip gelmiş, arakadaşı şeytanın da desteğiyle gondermiş Beydaba'yı zindana.
Gozlerine perde çekilmis çekilmesine de kalbi kapkara olmamış henüz. Vicdanı şeytanla savaşmadaymış olayın harareti geçtikten hemen sonra, geceleyin gördüğü rüyanın etkisiyle uyanmış ve şöyle bir gönlünü yoklamış, Beydaba`nın haklılığını gün ışığı gibi görmüş. Derhal hapisten salıverilmesini istemekle kalmamış, O'nu kendisine vezir yapmaya da karar vermiş. Hind'in üstünde çifte güneş açmaktaymış, halk refah ve mutlu günler yaşamaktaymış. Debşelim düsünmüş tasınmış: “Ben bu ülkeyi adalet ve iyilikle yönetiyorum,yanımda Beydaba olduğu beni öğütleriyle aydınlattiğı sürecede yonetmeğe devam edeceğim, ya benden sonrası?” diyerek Beydaba'dan bilgeliğini ölümsüzleştirecek bir eser meydana getirmesini istemis ve yazıldığı günden bugüne değerinden hiçbirşey kaybetmeyen eser böylelikle ortaya çıkmış. Gizli bir hazine gibi saklanmış saraydan dışarıya hiç çıkarılmamış ve tüm Hind hükümdarları bu saklı ve sihirli meyveyle beslenmiş, ülkelerini iyilik ve adaletle yönetmişler.
Kitabın yazılış tarihi tartışmalıysa da M.S. ucuncu yüzyılda yazıldığı tahmin edilmektedir. Yazılış dili Sanskritcedir. M.S. altıncı yüzyılda Iran hükümdarı Nusirvan, Hind hükümdarlarının hazinesindeki bu kitaptan haberdar olur. Hükümdarların tüm meselelerini çözecek bilgi ve hikmete haiz bu kitaba sahip olmaya karar vererek doktorunu bu iş için görevlendirir. Hind diyarına giden doktor uzun uğraşlar neticesinde hazine dairesinde korunmakta olan kitaba ulaşır, kitabı başka kitaplardan birkac ilaveyle birlikte Pers diline çevirir. Kitabin başına kendi hayat hikayesi ilave edilmiştir. Nuşirvan'ın meşhur veziri Buzurkmihr de onurlandırmak için metnin altına imzasını atar. Böylece kitabın bu günlere kadar ulaşmasına vesile olan ilk Berzeveyh çevirisi yapilmış olur. Bundan iki yuzyil sonra Ibnu'l Mukaffa kitabı katkılarıyla beraber arapçaya çevirmistir ki bu başarılı çeviriyle birlikte kitap arap edebiyatının malı olmuş ve arap edebiyatını ziyadesiyle etkilemistir.
Kitapdaki Dimne'nin yargılanması kısmı Ibn'ul Mukaffa'ya aittir, Zahid ile Misafir hikayesinin de ona ait olma ihtimali yüksektir. Bundan sonra tüm dünya dillerine yapılan çevirilere bu çeviri kaynaklık yapmıştır. Ibnu'l Mukaffa, Berzeveyh'den sonra çeviriye kendi üslubunu katmış, metni kendi katkılarıyla neşretmistir.
Ibn'ul Mukaffa kitabı okuyacak üç farkli insan zümresinden bahseder önsözünde, birinci grup hayvanların dilinden anlatılan bu hikmetli hikayelerin kabuk kismi olan eğlenceden nasiplenen, sıg insanlar grubudur. İkincisi hikayelerdeki hikmeti de anlayan ama gereğini yerine getirmekten aciz grup, üçüncüsü ise bu hikayelerin hedef kitlesi, hikayeyi okuyan okurken eğlenen, icindeki hikmeti anlayıp düşünen ve nihayet o hikmetin gereğini hayatina geçiren bahtiyar grup.
1360 yilinda kitap Kul Mesud tarafindan Aydınoğlu Umur Bey'e sunulmak uzere ilk kez Türkçe’ye cevrildi. Düz yazı seklindeki çeviri bilinmeyen bir müellif tarafından nazıma çevrilerek I. Murad'a ithaf edildi. Ve en son Ali Celebi tarafından süslü ve cümle sonları uyumlu bir nesirle Hümayunname adıyla Kanuni Sultan Suleyman'a sunuldu. Bu kitaptan da yine Avrupa dillerine çevrilmiştir. Bugün hala sahaflarda nüshalarına rastlanmaktadır.
Ulema-ümera (aydin-yönetici) ilişkisini ortaya koyan, bugün de hiçbir açidan geçerliliğini kaybetmemiş bu eser hem sıradan halk, özellikle de devlet erkanı icin damla damla ilaçmişcasına alınıp faydalanılacak sihirli bir iksirdir. Çağımızın belki en önemli hastalığı hikmetin kaybolmasıdır. Bu eserin döşediği yol taşlarını takip eden okuyucu yolun sonunda yitik hikmetin bir bölümüne ulaşacaktır.
Konu: uyari :)
yaw senin son yazdigindan bu yana da bin yil gecti. Uyaaaaannnnnnn!
Bağlantı »