PLATON'UN İDEAL DEVLETİ
Sokrates baldıran zehirini içtiğinde; Platon 28 yaşındaydı, soylu bir aileden geliyordu, zengindi, iyi eğitim görmüştü. Matematik ve şiirde yeteneklerini göstermiş, olimpiyatlarda birincilik kazanmış bir atletti. Omuzlarının genişliğinden ötürü Ploton ismini aldığı söylenir.
Zamanının devleti onun yanındaydı, mutsuz ya da arayışta olması için görünür hiçbir sebep yoktu. Ama bir insanın ulaşabileceği son nokta burası mıdır? Ya da insan olmak bunlardan mı ibarettir, zenginlik, güç ve güzellik. Kendini gerçekleştirmek, insan olmanın zirvesini yaşamak, tepeden en tepeden diğerlerine bakıp gülümsemek. Ama niçin bu gülümseyiş, onlardan biri olmamaklığına seviniş mi? Hayır insanın ulaşabileceği son nokta bencillik olmamalı, olamaz.
Tarihin tanıklığı bunu bize öğretiyor ve de hislerimiz eğer onları okuyup değerlendirmeyi öğrenebilmişsek. İnsan tüm bu maddi zaferlerden daha yüce daha ulvi arayışlar içinde olmuş, maddi olandan bağımsızlaşmak, gökte uçan kuşlar kadar özgürleşmek bahtiyarlığını yaşamış, aradığı ve inandığı sürece.
Peki maddi hazlar peşinde tükenen hayatları nereye koyacağız, tüm söylediklerimizin neresine koyacağız? Boşuna bir debeleniş mi? Yok yere sürüklenip aşağıların aşağısını bulma yarışı mı? Yücelerin yücesine giden yolu bulamayınca insan, aşağıların aşağısının taliplisi mi olmakta?
Ya ortadakiler kendilerine biçilen kaftanı giyip, sormadan soruşturmadan, çoğu zaman fazlasına da, azına da talip olmadan atalarının dinine inananlar, neden olduğunu, kendilerine de atalarına da sormadan yaşayıp gidenler. Sokrates omuzlarından tutup onları sarsmıştı, uyanın, niçin yaşıyosun diyerek her birinin kucağına, kafalarının en görünür yerine assınlar diye birer soru işareti bırakmıştı. Gönlü razı değildi, gerçeği görmeden ölmelerine, sürüngen değil, insan olduklarını hatırlatmak istedi onlara, tıpkı gir cennetime denilen zat gibi keşke halkımda tüm bunları bilebilseydi, görebilseydi diye söylenen yüce zat gibi. Belki de Sokrates’de o yüce zatla aynı nevdendir kim bilir?
Platon’
Platon terk etti Atina’yı Sokrates’in ardından,12 yıl dönmedi memleketine, gezdi diyar diyar. Döndüğünde tüm dünya akademilerine adını verecek Akademos’ un bahçesinde öğrencilerine dersler veriyor, kitaplar yazıyor adil olanı arama yolunda.
Devlet, karşılıklı diyologlar şeklinde yazılmış. Hocasının izleri açık, soru cevaplarla ideal devleti arar Platon, Sokrates gibi insanları ölüme mahkum etmeyecek, baş tacı yapacak devleti. Devlet’te insanlık tarihi boyunca dillendirilmiş düşüncelerin neredeyse hepsinin çekirdeği bulunur. Nazizmden komunizme oradan tasavvufa kadar, var gerini sen düşün.
Devlet adamı filozof olmalı, filozof da devlet adamı. Seçkinler topluluğunun yönettiği bir devlettir onunkisi, yeniçeriler gibi devşirme bir seçkinler topluluğu hayal eder ama sadece erkeklerden müteşekkil değildir onun devşirmeleri, onlarıda birbiriyle evlendirip en seçkin aynı zamanda da en yetkin yöneticiye ulaşmaktır amacı. Bekçiler topluluğu der hepsine birden,devletin bekçileri hem ruhen hem bedenen olabilecek en yüce noktaya ulaştırılır eğitimle.
Peki bu uluğ yer ne menem bir yerdir, gerçektende oraya ulaşan, o tadılmamış hazzı yaşayan bir daha maddi hazlara yüz vermez mi? Meşhur mağara metoforuyla cevaplar bizi filozof ve der ki: Bir mağarada zincirlenmiş insanlar hayal edin bu insanlar başlarından da bağlıdırlar. Mağarada ateş yanmaktadır ve gölge tiyatrosu misali bu insanlar her şeyin gölgesini görebilmektedirler, onlar için dünya mağaradaki gölgelerden, ışık mağaradaki ateşin ışığından ibarettir, hayat bundan ibarettir. Bu insanlardan birini çözüp mağaranın dışına çıkarsak, ona gerçek dünyayı, güneşi, insanları, çiçekleri göstersek, tekrar mağaraya dönmek ister mi? Hayır istemez, peki onu tekrar mağaraya dönmeye zorlasak ve orada ki arkadaşlarına gerçek dünyayı anlatsa ona inanırlar mı? Kuvvetle muhtemel ki hayır. İşte bu kişi filozoftur der Ploton. İbretli bir örnek. Biz de belki bu kişi mümindir diyebiliriz, ilahi hazzı alan dünyayı neylesin deyip tasavvufa bağlayabiliriz. Ya da cennet öyle bir yerdir ki onu gören dünyanın adını anmaz deyip ahrete de bağlarız, kopmamacasına.
Diyoruz ki batı ayağını yunan medeniyetine dayadı ve doğruldu, ve öyle bir doğruluşla doğruldu ki meydan okuyuşu yeri göğü tuttu, ve hala da ufak yalpalamaları saymazsak dim dik durmakta. Hem Sokrates hem de Platon insanlara erdemi ve adaleti öğütlemekte, Batı ayağını onlara değil onların eleştirdiğine dayamış anlaşılan, kan içici bir medeniyetin ne erdeme, ne de adalete dayanması kabil değil yoksa..
0 yorum yazılmıştır