Saaleri Ayarlama Enstitüsü
Kitap okurken dikkatimi çeken,
bana göre önemli olan veya başka bir nedenle tekrar okumak istediğim cümlelerin
altını çizmek pek çok okur gibi benim de alışkanlığım olmakla beraber daha önce
okuduğum hiçbir romanda Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama
Enstitütü’sünde olduğu kadar altı çizili cümlem olmamıştı.
Gülümsemekle kahkaha atmak
arasında gidip geldim tüm kitap boyunca, bazı cümlelerleyse dönüp dönüp
bayramlaştım tabiri caiz ise.
Doğu ile batı arasında ne
yapacağını bilemez halde avare dolaşanlar, entegrasyonun kaçınılmaz olduğunu
karar verip adaptasyon oyunu oynayanlar, boşaltılmış kafalarıyla kendilerine
verilen teksti okumaktan başka bir şeye gücü yetmeyenler, düpedüz güce hayran
olanlar ve Hayri İrdal’ın geçmişinden gelen zengin kişilikli yoldaşları; hepsi
romanda yerlerine yerleşmiş okunmayı bekliyor, sayfalardan başlarını çıkarıp
iki çift laf edebilmek için.
Roman da bazı içi boş kurumlar,
kişiler ve bir dönem hicv ediliyor. Ve tabii, bu arada zaman ve zaman bilinci
de inceden inceye işlenmiş kitapta.
Okuduğum hiçbir çeviri romanın
bana tattıramadığı ve tattıramayacağı hazları tattırdı Saatleri Ayarlama Enstitüsü.
Türkçenin bu kadar büyüleyici olabileceğini
bilmezdim Tanpınar’ı okumadan önce.
Kitap’dan:
‘Benim nazariyem şudur ki, insanlar kainatın sahibi olmak üzere
yaratıldıkları için, eşya onlara uymak tabiatındadır. Mesela, benim
çocukluğumun geçtiği Abdülhamit devrinde cemiyetimiz neşesizdi. Başta
padişahınasık yüzünden gelen ve halka halka etrafa yayılan bu neşesizlik eşyaya
dasirayet etmişti. O zaman vapur düdüklerinin acılığını, hüznünü, keskinliğini
benim yaşımda olanların hepsi bilir. Halbuki hadiselerin lutfuyla birdenbire o
kadar gülecek şey bulan bugünkü hayatımızda vapur düdüklerinin, tramvay
seslerinin neşesine bakın!
Saatler de böyledir.
Sahiplerinin mizaçlarındaki ağırlığa, canı tezliğe, evlilik hayatlarına ve
siyasi akidelerine göre yürüyüşlerini ister istemez değiştirirler. Bilhassa
bizim gibi üst üste inkılaplar yapmış, türlü zümreleri ve nesilleri geride
bırakarak, dolu dizgin ilerlemiş bir cemiyette bu sonuncusuna, yani az çok
siyasi şekline rastlamak gayet tabiidir.Bu siyasi akideler ise çok defa şu veya
bu sebeple gizlenen şeylerdir. Hiç kimse ortada o kadar kanun müeyyidesi varken
elbette durduğu yerde, ‘Benim düşüncem şudur’ diye bağırmaz. Yahut gizli bir
yerde bağırır. İşte bu gizlenmelerin, mizaç ve inanç ayrılıklarının kendilerini
bilhassa gösterdikleri yer saatlerimizdir.
Sahibinin en mahrem dostu olan,
bileğinde nabzının atışına arkadaştıkeden, ğöğsünün üstünde bütün heyecanlarını
paylaşan, hulasa onun hararetiyle ısınan ve onu uzviyetinde benimseyen, yahut
masasının üstünde, gün dediğimiz zaman bütününü onunla beraber bütün olup
bittisiyle yaşayan saat, ister istemez sahibine temessül eder onun gibi
yaşamağa düşünmeğe alışır.’
‘İnsan elbisesini giydiği insanla
bütünleşebilir mi? Onun gibi hissetmeye, onun gibi yaşamaya başlayabilir mi?’
Halit İrdal bu soruyu sorup evet diye
cevaplıyor. Renklerin insanlar üzerindeki etkisi çokça konuşulup olumlanıyor
ama elbisesini giydiğin kişinin kişiliğine bürünmek bambaşka bir iddia, ne
dersiniz olabilir mi?
‘Belki de şahsiyet dediğimiz şey,
hafızanın ambarındaki maskelerin zenginliği ve tesadüfü, onların birbirleriyle
yaptığı terkiplerin bizi benimsemesidir.’
‘İnsanları iğfal etmek, onlara
vakitlerini israf ettirmek suretiyle hak yolundan ayırmak için şeytanın
başvurduğu çarelerden biri de, Nuri Efendi’ye göre, ayarsız saatlerdi.’
0 yorum yazılmıştır