Günlerle Gelen

30/12/2007

Saaleri Ayarlama Enstitüsü

   Kitap okurken dikkatimi çeken, bana göre önemli olan veya başka bir nedenle tekrar okumak istediğim cümlelerin altını çizmek pek çok okur gibi benim de alışkanlığım olmakla beraber daha önce okuduğum hiçbir romanda Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitütü’sünde olduğu kadar altı çizili cümlem olmamıştı.

 

     Gülümsemekle kahkaha atmak arasında gidip geldim tüm kitap boyunca, bazı cümlelerleyse dönüp dönüp bayramlaştım tabiri caiz ise.

 

    Doğu ile batı arasında ne yapacağını bilemez halde avare dolaşanlar, entegrasyonun kaçınılmaz olduğunu karar verip adaptasyon oyunu oynayanlar, boşaltılmış kafalarıyla kendilerine verilen teksti okumaktan başka bir şeye gücü yetmeyenler, düpedüz güce hayran olanlar ve Hayri İrdal’ın geçmişinden gelen zengin kişilikli yoldaşları; hepsi romanda yerlerine yerleşmiş okunmayı bekliyor, sayfalardan başlarını çıkarıp iki çift laf edebilmek için.

 

    Roman da bazı içi boş kurumlar, kişiler ve bir dönem hicv ediliyor. Ve tabii, bu arada zaman ve zaman bilinci de inceden inceye işlenmiş kitapta.

 

    Okuduğum hiçbir çeviri romanın bana tattıramadığı ve tattıramayacağı hazları tattırdı Saatleri Ayarlama Enstitüsü. Türkçenin bu kadar büyüleyici olabileceğini  bilmezdim Tanpınar’ı okumadan önce.

 

Kitap’dan:

‘Benim nazariyem şudur ki, insanlar kainatın sahibi olmak üzere yaratıldıkları için, eşya onlara uymak tabiatındadır. Mesela, benim çocukluğumun geçtiği Abdülhamit devrinde cemiyetimiz neşesizdi. Başta padişahınasık yüzünden gelen ve halka halka etrafa yayılan bu neşesizlik eşyaya dasirayet etmişti. O zaman vapur düdüklerinin acılığını, hüznünü, keskinliğini benim yaşımda olanların hepsi bilir. Halbuki hadiselerin lutfuyla birdenbire o kadar gülecek şey bulan bugünkü hayatımızda vapur düdüklerinin, tramvay seslerinin neşesine bakın!

      Saatler de böyledir. Sahiplerinin mizaçlarındaki ağırlığa, canı tezliğe, evlilik hayatlarına ve siyasi akidelerine göre yürüyüşlerini ister istemez değiştirirler. Bilhassa bizim gibi üst üste inkılaplar yapmış, türlü zümreleri ve nesilleri geride bırakarak, dolu dizgin ilerlemiş bir cemiyette bu sonuncusuna, yani az çok siyasi şekline rastlamak gayet tabiidir.Bu siyasi akideler ise çok defa şu veya bu sebeple gizlenen şeylerdir. Hiç kimse ortada o kadar kanun müeyyidesi varken elbette durduğu yerde, ‘Benim düşüncem şudur’ diye bağırmaz. Yahut gizli bir yerde bağırır. İşte bu gizlenmelerin, mizaç ve inanç ayrılıklarının kendilerini bilhassa gösterdikleri yer saatlerimizdir.

     Sahibinin en mahrem dostu olan, bileğinde nabzının atışına arkadaştıkeden, ğöğsünün üstünde bütün heyecanlarını paylaşan, hulasa onun hararetiyle ısınan ve onu uzviyetinde benimseyen, yahut masasının üstünde, gün dediğimiz zaman bütününü onunla beraber bütün olup bittisiyle yaşayan saat, ister istemez sahibine temessül eder onun gibi yaşamağa düşünmeğe alışır.’

 

   

 ‘İnsan elbisesini giydiği insanla bütünleşebilir mi? Onun gibi hissetmeye, onun gibi yaşamaya başlayabilir mi?’ Halit  İrdal bu soruyu sorup evet diye cevaplıyor. Renklerin insanlar üzerindeki etkisi çokça konuşulup olumlanıyor ama elbisesini giydiğin kişinin kişiliğine bürünmek bambaşka bir iddia, ne dersiniz olabilir mi?

 

   ‘Belki de şahsiyet dediğimiz şey, hafızanın ambarındaki maskelerin zenginliği ve tesadüfü, onların birbirleriyle yaptığı terkiplerin bizi benimsemesidir.’

 

 

  ‘İnsanları iğfal etmek, onlara vakitlerini israf ettirmek suretiyle hak yolundan ayırmak için şeytanın başvurduğu çarelerden biri de, Nuri Efendi’ye göre, ayarsız saatlerdi.’

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »